MÜSTEŞRİKLERİN SÜNNET VE HADİS TASAVVURU

Lügat manası itibarıyla “doğulu” veya “doğu bilimci” manasına gelen müsteşrik kavramı; ıstılahta ilmi, siyasi yahut dini saiklerle Şark milletlerinin, hassaten İslam dünyasının dinini, tarihini, lisanını ve içtimai yapısını tedkik eden Batılı gayrimüslim araştırmacıları ifade eder. Bu zümrenin İslam’a ve bilhassa onun ikinci ana kaynağı olan Sünnet’e teveccühü, zahirde ilmi bir hakikat arayışı gibi görünse de meselenin derinine inildiğinde bu ilginin arka planında iki temel “illet ” olduğu müşahede edilir. Bunlardan ilki, asırlar süren Haçlı seferlerinin askeri mağlubiyetini teolojik bir galebe ile telafi etme arzusudur. Hristiyanlığı müdafaa etmek adına İslam’ı “uydurulmuş bir bid’at”, Hz. Peygamber’i (s.a.s.) ise –hâşâ– “sahte bir peygamber” olarak lanse etme gayreti, oryantalizmin klasik dönemine damgasını vurmuştur. İkinci ve daha modern saik ise sömürgeciliktir (emperyalizm). Batı, İslam coğrafyasını fiziken işgal ettikten sonra, bu toprakları ruhen ve fikren de yönetebilmek için Müslüman toplumların mukavemet noktalarını, yani dini ve kültürel kodlarını çözüp zayıflatmayı stratejik bir hedef olarak belirlemiştir. Bu stratejinin merkez üssü ve ihtilafın düğüm noktası ise “Sünnet ve Hadis” sahasıdır. Zira müsteşrikler gayet iyi fark etmişlerdir ki; Kur’an-ı Kerim ile onun hayata tatbik edilmiş hali olan Sünnet-i Seniyye’nin arası açılırsa, İslam dini yaşanan bir nizam olmaktan çıkıp, sadece tarihsel ve vicdani bir metne indirgenecektir.

Hadis ilminin temellerine şüphe tohumları ekerek modern dönemdeki inkârcı akımların fikir babalığını yapan isimlerin başında Ignaz Goldziher ve Joseph Schacht gelmektedir. Bir Macar Yahudisi olan ve Arapça kaynaklara vukufiyetiyle tanınan Goldziher, hadislerin ekseriyetinin Hz. Peygamber dönemine ait sahih sözler olmadığını, bilakis Hicri 1. ve 2. asırda Emevi ve Abbasi dönemindeki siyasi ve mezhebi çekişmelerin bir neticesi olarak uydurulduğunu iddia etmiştir. Goldziher’e göre bu uydurma metinler, siyasi otoritelerin meşruiyet kazanması adına geriye dönük olarak Hz. Peygamber’e isnad edilmiştir. Bu iddiasını temellendirmek için öne sürdüğü en meşhur ama bir o kadar da çürük delil, “Mescid-i Aksa Hadisi” ve İmam Zührî meselesidir. Goldziher, Emevi halifesi Abdülmelik b. Mervan’ın, Mekke’de hakimiyet kuran siyasi rakibi Abdullah b. Zübeyr’e karşı halkın Hacca gitmesini engellemek istediğini; bu maksatla Kudüs’teki Kubbetü’s-Sahra’yı inşa ettirip hocası İmam Zührî’ye “Yolculuk ancak üç mescide yapılır…” hadisini zorla uydurttuğunu öne sürmüştür. Ancak bu iddia, tarih ilminin verileriyle taban tabana zıttır ve açık bir anakronizmdir. Zira Kubbetü’s-Sahra’nın inşası Hicri 72 yılında tamamlanmış, Abdullah b. Zübeyr ise Hicri 73’te şehit edilmiştir. Yani mabet bittiğinde Mekke zaten Emevilerin kontrolüne geçmiş, siyasi tehdit ortadan kalkmıştır. Ayrıca İmam Zührî, zalimlere karşı hakkı haykıran müttaki bir alim olup kendisinden Zührî’den Emevileri yeren rivayetler de nakledilmiştir.

Goldziher’in tarihsel eleştirisini fıkıh alanına tatbik eden Joseph Schacht ise şüpheciliği bir adım öteye taşımıştır. Schacht, “Hz. Peygamber’in Sünneti” kavramının sonradan icat edildiğini, ilk dönemde “Sünnet” denilince sadece toplumun yaşayan örfünün kastedildiğini savunmuştur. Ona göre İmam Şafii, bu mahalli örfleri hukuken bağlayıcı kılmak için onları Hz. Peygamber’e isnad etmiş ve isnad zincirlerini geriye doğru kurgulamıştır. Müsteşriklerin bir diğer temel iddiası ise hadislerin geç tedvin edildiği ve şifahi (sözlü) aktarım sırasında hafıza hatalarının metinlere karıştığı yönündedir. Ancak bu iddia, Hz. Peygamber döneminde Abdullah b. Amr’ın “Sahife-i Sadıka”sı gibi birçok sahabenin hadisleri yazdığı gerçeğini (Sahife dönemini) görmezden gelmektedir. İlk dönemdeki yazım yasağı, ayetlerle hadislerin karışma endişesiyle alınmış geçici bir tedbirden ibarettir. Hadis âlimleri, geliştirdikleri muazzam “Cerh ve Ta’dil” sistemiyle bu hataları tespit etmiş ve o ravileri eleyerek sistemin güvenliğini sağlamışlardır.

Müsteşriklerin bu yaklaşımlarındaki temel metodolojik hata, Hristiyanlık tarihi ve Kitab-ı Mukaddes eleştirisinde kullandıkları “Tarihselcilik” yöntemini, aradaki devasa farka rağmen İslam kaynaklarına tatbik etmeleridir. Buna usul ilminde “Kıyas-ı Maal Fârık” denir. İncil’in tahrif süreci ile Kur’an ve Sünnet’in korunmuşluk süreci asla bir tutulamaz. Onların asıl hedefi, Müslümanların “bilgi güvenliğini” sağlayan ve “Bu sözü kimden aldın?” sorusunun cevabı olan “İsnad” sistemini çökertmektir. Zira isnad yıkılırsa, metinler sahipsiz kalır ve İslam, evrensel bir hukuk nizamı (Şeriat) olmaktan çıkıp, sadece vicdani bir kültüre dönüşür.

Ne yazık ki, müsteşriklerin ektiği bu şüphe tohumları İslam dünyasında da neşvünema bulmuştur. Pakistanlı düşünür Fazlurrahman’ın “Yaşayan Sünnet” kavramını benimseyerek teknik hadisçiliği eleştirmesi veya Mısır’da Mahmud Ebu Reyye’nin “Muhammedî Sünnetin Aydınlatılması” adlı eseriyle Ebu Hureyre’ye saldırması, bu etkinin bariz tezahürleridir. Günümüzde “Bize Kur’an yeter” diyerek hadisleri topyekûn reddeden veya modern akla uymadığı gerekçesiyle sahih hadisleri inkâr eden “Mealcilik” ve “Tarihselcilik” akımları, esasen Goldziher ve Schacht’ın tezlerini yerli bir lisanla tekrar etmektedirler. Ancak İslam dünyası bu saldırılara sessiz kalmamış; Suriyeli alim Mustafa es-Sıbâî “es-Sünne ve Mekânetuhâ” adlı nefis eseriyle, M. Mustafa A’zamî ise akademik çalışmalarıyla bu iddiaları belgelerle çürütmüş ve Sünnet müdafaasını en gür sadayla yapmıştır. Hülasa, müsteşriklerin hadis çalışmaları ilmi bir meraktan ziyade, İslam’ın köklerini kurutmayı hedefleyen ideolojik bir projedir ve Müslüman ilim adamına düşen, bu saldırılara karşı uyanık ve donanımlı olmaktır.

Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

Yazar: Hasan Sami YALÇIN

Kocaeli'nin İzmit ilçesinde doğdu. İlköğrenim ve ortaöğrenimini Kocaeli’de tamamladı. 2017 yılında İzmit Anadolu İmam Hatip Lisesi’nden mezun oldu. Lise eğitimi sürecinde Kocaeli’de klasik usûlde İslâmî ilimler alanında eğitim aldı. 2017 yılında Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ne kaydoldu. Lisans eğitimi devam ederken, Suffe Meclisi İslâm İlimleri Merkezi’nde Dr. Mehmet Büyükmutu nezaretinde tefsir, hadis, fıkıh ve akâid gibi temel İslâmî ilimlere dair klasik metinler okudu. 2022 yılında Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden mezun oldu. Aynı yıl, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından açılan sınavları kazanarak müezzin-kayyım olarak görev yapmaya başladı. 2023 yılında Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel İslâm Bilimleri Anabilim Dalı, Tefsir Bilim Dalı’nda yüksek lisans eğitimine başladı. 2025 yılında “Şemseddin Ebü’s-Senâ el-İsfahânî’nin Envâru’l-Hakâiki’r-Rabbâniyye Adlı Eserinin Mukaddimesinin Tefsir İlmi Açısından İncelenmesi” başlıklı tezini başarıyla savunarak yüksek lisans eğitimini tamamladı. Hâlen Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı olarak Kayseri Dini Yüksek İhtisas Merkezi’nde kursiyer (aday vaiz) olarak eğitimine devam etmektedir. Ayrıca Erciyes Üniversitesi'nde Tefsir anabilim dalında doktora eğitimine devam etmektedir.

Yorum bırakın